Sarıyer Yenigün, Sarıyer'in Gerçek Tarafsız Gazetesi - ŞAHSİYET İNŞAASINDA TEVHİDİN ROLÜ 1
Ali Rıza Zaman ile Sarıyer’i Konuştuk
Muhtar Sinan Yüksel: Halkın Sabrı Kalmadı
Göçük Altında Kalan İşçi Kurtarıldı

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ŞAHSİYET İNŞAASINDA TEVHİDİN ROLÜ 1

Adem ÖZPOLAT
İlk peygamber Hz. Âdem’den, son peygamber Hz. Muhammed’e (sav) kadar gelip geçen bütün peygamberlerin gönderiliş gayesi tek bir esasta toplanmıştır o da: Lailahe illallah’tır.
08.12.2012 / 15:47


İlk peygamber Hz. Âdem’den, son peygamber Hz. Muhammed’e (sav) kadar gelip geçen bütün peygamberlerin gönderiliş gayesi tek bir esasta toplanmıştır o da: Lailahe illallah’tır.

Peki, Lailahe illallah kelimesi bize ne anlatır? Bu soruyu insanlara sorduğumda ekserisi hep aynı cevabı verdiler: “Allahtan başka ilah yoktur.” İslama giriş kapısı olan bu kelime sadece bunu mu anlatıyor? Tabiî ki hayır. Bakınız bir örnek vereyim. Kureyş müşrikleri efendimizin yanına gittiler ve: Ey Muhammed “ Sen, bizi ve ilahlarımızı yermeyi bırak! Bizde seni ve ilahını bırakalım!” dediler… Eğer amacın Mekke’nin kralı olmaksa seni kral yapalım, zengin olmaksa seni Mekke’nin en zengini yapalım. Eğer derdin Mekke’nin en güzel kadınına sahip olmaksa sana en güzel kadınını alalım…

Efendimiz onların bu tekliflerini dinledikten sonra şöyle dedi: “Ben sizi öyle bir kelimeye davet ediyorum ki o kelimeyi söylediğinizde Cennete gireceksiniz. Arap ve Acemlere hâkim olursunuz.”buyurdu. Ebu Cehil:”O kelime ne ise biz onu değil bir defa onlarca kez söyleyelim.” Dedi.

Efendimiz sav: Gelin “Lailahe illallah” deyiniz ve kurtulunuz. Dediğinde, Onlar; bu sözü duyar duymaz öfkelenip kalkıp gittiler…

Ebu Cehil, “Lailahe illallah” dediğinde kimseye zulmetmemesi gerektiğini biliyordu. Puta tapmayıp ona karşı saygı ve hürmet içinde bulunmamayı, kendisini Allah’tan uzaklaştıran neler varsa hepsini ret etmesi gerektiğini biliyordu. Mekke’de ve tüm yeryüzünde tek yasa ve kanun koyucu olarak Allah’ı kabul etmesi gerektiğini, razı edecek tek makamın Allah olduğunu bildiği için “Lailahe illallah” demedi... Ebu Cehil, laf olsun diye de bir kez olsun tevhidi söylemedi. Laf olsun diye söylemediği o kelimeyi bizler papağan gibi tekrar edip durduğumuz halde yaşantımızda bir değişiklik yoksa bunu ne ile izah edeceğiz. Şöyle dersek yanılgıya düşmeyiz herhalde; Ebu Cehil, Tevhidin ne manaya geldiğini biliyor ama çıkarlarının ve saltanatının kaybolacağını bildiği için bir kez olsun dahi söylemiyor. O şöyle de düşünmedi, ben Muhammed’in karşısına geçip “Lailahe illallah” derim ama arkasından da işler çeviririm, o böyle çift yüzlü bir insan da değildi. Ya iman edecekti yâda inkâr. O inkârı seçti… Peki ya bizler? “Lailahe illallah” dememize rağmen hala kişilik ve şahsiyet problemlerimiz varsa bunu ne ile ifade edeceğiz?

“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Rab’leri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilâh’tan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilâh yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.” 9/31

Ehl-i Kitabın sapıklığını gündeme getiren bu âyet-i kerîme nâzil olduğu zaman âyetin nüzûlünden çok kısa bir süre önce Hıristiyanlıktan İslâm’a giren Adiy Bin Hatem Rasulullah efendimize gelerek şöyle diyordu: Ey Allah’ın Resulü, biz Hıristiyanken Allah’tan başkalarına asla kulluk etmiyorduk. Burada anlatılan kulluk da neyin nesi? Der. Bunun üzerine Allah’ın Resulü ona şöyle sorar: Ey Adiy, söyler misin bana, sizin papazlarınız, keşişleriniz, din adamlarınız, siyasîleriniz size bir kısım şeyleri emrederlerdi de siz onların bu emirlerini yerine getirir miydiniz? Adiy, evet yerine getirirdik der. Peki, onlar sizin için bir kısım şeyleri yasaklardı da siz onların bu yasaklarına tâbi olur muydunuz? Onların yasakladıklarını Allah yasağı gibi bilmiyor muydunuz? Onlar Allah’ın yasak kıldıklarına yasak değil deyince siz de aynen bunu kabul etmiyor muydunuz? Adiy evet deyince, Allah’ın Resulü buyurdu ki:

“Zalike hiye ibadetün”

Ey Adiy! işte bu onlara ibadetin ta kendisidir buyurdu. İşte onları Allah berisinde Rab kabul etmek ve onlara kulluk yapmak budur.

Evet, öyleyse kişinin hayatında Allah makamında oluş şeklinde helâl ve haram koymak, emir ve yasaklarda bulunmak Rab’liktir bunu unutmayalım. Yani bir karar merciini ve ondan çıkan kararları ilâhî kararlar seviyesine çıkarmak onları ilâh ittihaz etmek, rab ittihaz etmek demektir.

Meselâ birileri çıkıp dese ki ben sizin et yemenizi yasaklıyorum. Veya ben sizin eğitiminizin, hukukunuzun, kılık kıyafetinizin şöyle olmasını istiyorum. Yaşayışınızın, mirasınızın, kazanmanızın, harcamanızın şöyle olmasını emrediyorum. Şu işi, şu kıyafeti, şu alfabeyi, şu anlayışı sizin için yasaklıyorum diyen varlık rabtır, Rablik iddiasında bulunmuştur. Onu öylece razı olarak kabullenen, itirazsız gönül rahatlığıyla onun bu emir ve arzularını uygulayan kişi de Allah’a müşrik olarak onun kuludur. Ama kalben razı olmadığı halde köleliği sebebiyle bunu kabullenen kişi büyük günah işlemektedir.

Bu manada bizler, “La ilahe” deyince ilah namına gösterilebilecek, söylenebilecek, tasavvur edilebilecek, hangi mefhum ve düşünce varsa, önce hepsini ret ediyorum demiş oluyoruz. Yani Müslümanlığa Allah ile yaptığım ilk ahitleşme ve antlaşmaya bütün ilahları ret ile başlıyorum. Çünkü kalbimde Allah’tan başka ilahlar var iken, Allah’ı böyle bir kalbe yerleştiremem. Pislik üzerine temiz bir şeyin konamayacağı gibi çürük temelin üzerine bina inşa edilemeyeceği muhakkaktır.

Selam ve dua ile

Yazarın Diğer Yazıları