BAŞAR BİBEROĞLU: DEMOKRASİNİN VE HUKUKUN BELİRLEYİCİLİĞİ İLE DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN VAZGEÇİLMEZLİĞİ.jpg) Ünlü iş insanı ve hukukçu Başar Biberoğlu, gündeme dair çok önemli bir yazı kaleme aldı. 11.04.2026 / 14:29 Ünlü iş insanı ve hukukçu Başar Biberoğlu, gündeme dair çok önemli bir yazı kaleme aldı.
Biberoğlu, yazısında evrensel ölçekli bilgiler ve tespitler ile fark yaratan açıklamalarda bulunarak, şunları kaydetti…
BAŞAR BİBEROĞLU:
İnsan haklarının, demokrasinin ve evrensel hukukun kabul edilebilir hale getirilebilmiş olması üzerinden sürdürülmeye çalışılan uluslararası dengeler ve sürdürülebilirlikler, dönemin koşullarına göre ülke yönetimlerinin kendi konumlarının merkeze alınmasıyla sürdürülebilmekteydi.

Tek kutuplu dünya dengelerinin sürdürülemez hale gelmiş olması, içe kapanarak kendi konumunu merkeze alan popülist eğilimlerin görece olarak kabul edilebilir hale getirilen değerleri araç olarak kullanılabildiğini ortaya çıkardı.
ABD’nin sürdürülemez hale gelen tek kutuplu dünya dengeleri karşısında, kendi konumunu daha korunaklı konuma taşımak yaklaşımları, gücünün ve yaptıklarının karşılığı olarak kabul edilmeye çalışılsa da, ABD başkanının, öngörülemez, kabul edilemez ve sürdürülemez yaklaşımları bütün dünya ülkelerini, kendi konumlarını yeniden değerlendirmekle karşı karşıya getirdi.
Orta doğudaki çatışmaların ve belirsizliklerin önlenememesiyle, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla ve en son ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ve orta doğu ülkeleri üzerindeki yok etmek veya etkisi altına almak yaklaşımları, bütün dünyanın kabul edemeyeceği hale geldi.
Hiçbir ülke veya eğilim, insan haklarını, demokrasiyi ve hukuku sahiplenip, içselleştirmeden ve mücadelelerini vermeden, kendi ülkesi için daha korunaklı bir alan üretemeyeceğiyle karşı karşıya kaldı.
DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN VAZGEÇİLMEZLİĞİ
Türkiye içerisine sürüklendiği koşulların etkisiyle, hangi siyasi eğilime yakın olunursa olsun, siyasete katılanların ve siyasi mücadelelerin içerisinde yer alanların veya siyasi desteğini ortaya koyanların, yaşadıkları ve vazgeçemeyecekleriyle yüzleşmekle karşı karşıya kaldığı dönemi yaşıyor.
200 yılı aşan modern üretim toplumu olmak mücadelelerini, 100 yılı aşan modern üretim toplumu haline gelmek hedefi kapsamında, üretim toplumlarının yönetim sistemi olan, yasama, yargı ve yürütme güçlerinin dengeleriyle ve denetimiyle sürdürülebilecek demokratik hukuk devleti haline getirmeye çalışıyoruz.
1.Dünya Savaşı koşullarında kurtuluşu ve Cumhuriyetin ilanını gerçekleştirerek halkın iradesini belirleyici hale getirebildik.
2. Dünya Savaşına sürüklenen dünya şartlarında savaşa sürüklenmemeyi başararak, Cumhuriyetin inşasını önemli oranda başardık ve 2. Dünya Savaşı sonrasının dünya dengelerine göre, demokrasi bloğunda yer alarak, çok partili sistemle gelişmiş ülkeler arasında en uygun yere ulaşmayı vazgeçilemez hedef haline getirdik.
Çok partili sistemi, halkın iradesinin belirleyiciliği temelinde ve siyasi partilerin çalışmaları,mücadeleleri ve temsilleri üzerinden gerçekleştirebilmekte, çok zor şartlara katlanarak, çok önemli bedeller ödeyerek gerçekleştirilmeye çalışarak çok önemli birikimlere ve donanımlara sahip olduk.
Çok partili sistemle toplumsal gelişimin ve değişimin başarılması, demokratik değerlerle demokratik hukuk devleti haline gelmek hedefinin sahiplenilebilmesi, çevremizdeki ülkelerden çok önemli farklılık olduğu ortaya çıktı ve bütün dünya ülkelerinin kabullendiği gerçeklik haline geldi.
Çok partili sisteme geçilmesini takiben, ekonomik, teknolojik, siyasi, kültürel, vb. eksikliklerle karşılaşınca, çok partili sistemin, demokrasiyi ve hukuku merkeze alan yaklaşımlarla sürdürmesinde zorlandık.

Demokrasi bloğunda yer almaktan ve demokratik hukuk devleti haline gelinmesini gözetmekten vazgeçilmedi ancak, toplumu ve siyasi partileri kontrol edebilecek darbelerle ve mücadelelerle sürdürülebilen sistem dönemine sürüklendik.
Yaklaşık 10 yıllık aralıklarla yapılan darbeler ve müdahalelerle, toplumsal gelişim ve değişim, toplumsal gücü elinde bulunduranların belirleyiciliğiyle gerçekleştirilmeye çalışıldı.
Dünya dengelerinin iki kutuplu dünya dengeleriyle sürdürülemeyecek hale gelmesi (1989) sonrasında, tek kutuplu dünya dengelerinin belirleyici etkisiyle, darbelerle ve müdahalelerle sürdürülen sistemi korumak ve sürdürmek imkansız hale geldi.
Darbelerle ve müdahalelerle sürdürülmeye çalışılan sistem, tek kutuplu dünya dengelerinin etkisiyle ve Türkiye’nin ulaşmış olduğu gelişimin ve değişimin siyasi partiler üzerinden sürdürülebilecek birikime ve deneyime ulaşmış olmasıyla gerçekleştirilen mücadelelerle çözülebildi.
DEMOKRASİNİN VE HUKUKUN BELİRLEYİCİLİĞİ
Darbelerle ve müdahalelerle toplumu ve siyasi partileri kontrol altında tutarak sürdürülmeye çalışılan sistem, demokratik kurumsal birikimlerin oluşmasını ve içselleştirmesini engellediği için siyasi birikimlerin, demokratik kurumsal siyasi mücadeleleri ve temsilleriyle gerçekleştirilmesini engellemişti.
Demokrasiyi ve hukuku konumunu merkeze alarak gözetmeye çalışan sistem, doğrularıyla, yanlışlarıyla ve eksikleriyle, demokratik kurumsal sürdürülebilirlikle gerçekleştirilemeyen siyasi mücadelelerle başarıldı.
Öyle ki, sistemin değiştirilmesi mücadelelerinde sistemin bütün etkili kurumlarına sızan demokrasi ve hukuk dışı yaklaşımlarla devleti ele geçirmeye çalışan paralel devlet yapılanması (FETÖ), sistemin etkisizleştirilmesinde belirleyici güç haline geldiğine inanarak darbeye kalkışabildi.
15 Temmuz 2016 tarihinde ortaya çıkan darbe kalkışması önlendi ancak, devletin bütün etkin kurumlarına sızarak, en etkin sorumluluklarını ele geçiren, demokrasi ve hukuk dışı yapılanmadan (FETÖ) arınmak ve çözülen sistemin yerini alacak sistemin inşası ihtiyacı ortaya çıktı.
Çözülen sistem döneminde, demokratik kurumsal sürdürülebilirliklere taşınamayan ve FETÖ’nün etkisini aşmakla karşı karşıya kalan iktidardaki siyasi temsili güç, çözülen sistemin yöntemlerine ve uygulamalarına benzer yöntemler ve uygulamalarla sürdürülebilecek iktidarın ve sistemi ortaya çıkarılmasına sürüklendi.
Çözülen sistemin yöntemleri ve uygulamaları üzerinden sürdürülmeye çalışılan iktidar ve sistemin inşası yaklaşımları, ekonomik, teknolojik, kültürel ve sosyal ihtiyaçları karşılayamayacak hale gelince, demokrasiden ve hukuktan uzaklaşmaktan kurtulamayarak, adaletli yaşamı gerçekleştiremeyecek hale geldi.

Toplumsal yaşamın, birlikte çalışarak, üreterek, yarışarak ve başararak gerçekleştirilebileceği demokratik hukuk devleti haline gelmeye çok yaklaştığımızı, katlandıklarımız, ödediğimiz bedeller, karşılayamadığımız ihtiyaçlar ve beklentilerimiz ortaya çıkardığı için yaşadıklarımızla, başardığımız ve başaramadıklarımızla yüzleşmekten vazgeçmeyecek hale geldik.
Darbelerle ve müdahalelerle sürdürülen sistemi çözebilmiş olmamız, içerisinde bulunduğumuz koşulların etkisiyle benzerinin de aşabileceğine inanmamızı sağlayabildiği için, engellemeler ve baskılar ne kadar yoğunlaşırsa yoğunlaşsın, demokrasiye ve hukuka uygun mücadelelerle, demokratik hukuk devletinin inşasını başarmaya çok yaklaştığımızı hissedebiliyoruz.

Bu Kategorinin Diğer Haberleri |
|
|