Sarıyer Yenigün, Sarıyer'in Gerçek Tarafsız Gazetesi - “15 Temmuz Gecesi Her Yanımı Çanakkale Ruhu Kaplamıştı… Ölüm, Ölmüştü… Bambaşka Bir İnsan Olmuştum!”
Ali Rıza Zaman ile Sarıyer’i Konuştuk
Muhtar Sinan Yüksel: Halkın Sabrı Kalmadı
Göçük Altında Kalan İşçi Kurtarıldı

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

“15 Temmuz Gecesi Her Yanımı Çanakkale Ruhu Kaplamıştı… Ölüm, Ölmüştü… Bambaşka Bir İnsan Olmuştum!”

“15 Temmuz Gecesi Her Yanımı Çanakkale Ruhu Kaplamıştı… Ölüm, Ölmüştü… Bambaşka Bir İnsan Olmuştum!”
15Temmuz Kahramanı Gazi Yavuz Dede, o gece yaşananları ve dugularını gazetemizle paylaştı.
18.07.2017 / 17:46


15Temmuz Kahramanı Gazi Yavuz Dede, o gece yaşananları ve dugularını gazetemizle paylaştı.

GAZİ YAVUZ DEDE: 15 Temmuz 2016 günü, Allah’ın rızasını hakim kılmak için yola çıktığını iddia eden bir cemaatin, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir şekilde halkına İhanet gecesidir.

1970’li yıllarda hizmet adı altında dış mihraklar tarafından organize edilen, kurulan ve o zamandan bu yana, tebaasını Din ve Allah’ın adı ile motive edip birleştiren, kendisine kanan insanları himmet, hizmet, Allah rızası diyerek aldatan ve devletin her kademesine büyük bir gizlilik ile yerleşen, kendi içinde bile birbirlerini tanımayan bir terör örgütünün, başta kendi halkına ihanetin adıdır 15 temmuz.

15 temmuz gecesi saat 22:30 sularında işten eve dönerken sosyal medyada askerin 1. ve 2. Köprüyü kapattığını tankların sokaklara indiğini okudum. Saat 23:00 sularında eve girer girmez televizyonu açtım, Başbakan Binali Yıldırım’ın, bu bir kalkışmadır dediğini duydum. Aklım hayalim almıyordu… Ekonomik ve sosyal anlamda her şey daha iyiye giderken, ülkemizin başına Cumhuriyet tarihinin en başarılı kişisi liderlik ederken “bu bir ihanettir” dedim. Bunun arkasında kim olduğunun hiçbir önemi yoktu benim için, çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan kalma bir misyonu vardı! Biz Türkler her zaman zalimin karşısında, mazlumun yanında olmuştuk. Gözümün önüne Somali’de bizden ekmek bekleyen çocuklar, Suriye’de bombalar altında inleyen anneler, Arakan’daki Müslümanların hali geldi! son kaleydi, umuttu o…

Vefalı Türk. Lakin birileri o vefalı Türk’ün mazlumlarla buluşmasını engellemek istiyordu. İçimden engelleyemeyecekler bu kutlu davanın Dünya mazlumları ile buluşmasını… Ben ölmeden engelleyemeyecekler dedim! Kimseden talimat beklememe gerek yoktu. Çünkü şunu çok iyi biliyordum; Recep Tayyip ERDOĞAN, halkının yanında en ön saflarda olacaktır.



GÖZÜMÜZDE VE KALBİMİZDE KORKUDAN ESER YOKTU

Sonra abdestimi aldım markete gidip alışveriş yaptım. Aldıklarımı eşime teslim ederken, “burada size bir ay yetecek erzak var” dedim. “Ben dışarı çıkıyorum… Bu darbeyi çocuklarımızın, Ülkemizin ve Dünya mazlumlarının geleceği için engellememiz gerekiyor” dedim.

Önce Tarabya meydana indim, orada polislerin köşk yolunu kapattığını gördüm. Sonra Ak Parti Sarıyer İlçe Başkanlığı’na gittim. Oradan da Atatürk Havalimanı’na doğru yola çıktım. Sonra havalimanındaki askerlerin geri çekildiğini öğrenince, boğaz köprüsüne doğru yöneldim. Zincirlikuyu’ya doğru giderken 200, 300 kişilik bir grupla karşılaştık. Onlara nereye gittiklerini sorduğumda, bana “köprüdeki askerler hala direniyorlar” dediler. O anda hiç düşünmeden yerimizin cephe olduğunu düşünerek köprüye gitmeye karar verdik.

Ben ve bacanağım grubun en önündeydik. Köprüye girmeden son çıkışı Polisin kapattığını ve geçişe izin vermediğini gördük. Kol kola girerek Polis barikatını aştık ve araçların geçişine yol açtık. Üstümüzden sürekli uçaklar geçiyor, etrafımıza helikopterler dolaşıyordu köprünün öbür ucundan sürekli silah sesleri geliyordu. Yanımızda motosiklet kullanan çocukları, köprünün öbür ayağına gönderip haber almalarını söyledik. Motorcular 10 dk. sonra geri geldiler ve “herkese ateş ediyorlar” dediler. O zaman daha hızlı yürümemiz gerektiğine karar verdik… Ve tekbirlerle daha hızlı adımlarla koşarcasına yürümeye devam ediyorduk.

Saat 02:50 sularında asker ile karşı karşıya gelmiştik. Aramızda 200 metre vardı, daha fazla yaklaşmamamız için sürekli başımızın üstüne ateş ediyorlardı. Biz ise Allah’a sığınmış, tekbir getirerek onlara teslim olmaları için bağırıyorduk. Gözümüzdeve kalbimizde korkudan eser yoktu. İçimden “demek söz konusu vatan olunca ruh hali böyle oluyormuş” dedim! Her yanımı bir Çanakkale ruhu kaplamıştı, ölüm ölmüştü bam başka bir kişi olmuştum.

YARALIYI AMBULANSA TAŞIRKEN, ELİMDEN VE KOLUMDAN AKAN KANI FARKETTİM… VURULMUŞTUM!

Tam karşımızda bir manga asker yolda atış pozisyonu almıştı. Arkalarında askeri bir kamyonet vardı, sonra siyah thisortlü bir geç “yürüyün” dedi… “Neyi bekliyoruz, bu gün ölmeyeceğizde ne zaman öleceğiz” diye haykırdı. Sonra kulakları sağır edercesine silah sesleri, etrafımdaki herkesin yere düştüğünü gördüm. Bende yere yatmıştım bir an durakladım “ben ne yapıyorum neden saklanıyorum” dedim.

Kafamı kaldırdım eşinin kollarında yerde yatan bir adamı gördüm. Kara ciğerinden vurulmuştu. Silah sesleri hiç durmuyordu asfalttan sürekli toz kalkıyordu, mermiler etrafıma düşüyordu ama bize öyle bir cesaret gelmişti! neredeyse o mermileri yakalayıp tekrar askerlere atmak istiyordum.

Yaralı kişiyi taşımak için bir araç bulmam gerekiyordu, ayağa kalktım. Biraz önce” yürüyün arkadaşlar” diye bağıran siyah thisortlü genç çocuğun başından vurulduğunu, iki kişinin onu taşımaya çalıştığını gördüm. Hemen ilk gelen arabaya doğru onu taşırken kolumdan aşağıya kan aktığını farkettim. İnanamadım evet bende elimden ve kolumdan sıyrıklarla yaralanmıştım. Araca bindim ve başından vurulmuş olan genç kardeşimizi hastaneye yetiştirmek için yola çıktık.

Köprünün zincirli kuyu tarafındaki ayağına doğru giderken iki ambulansın geldiğini gördüm. Şoföre durmasını söyledim, kucağımda taşıdığım yaralı genç başından vurulmuştu ve çok kan kaybediyordu. Aracın camını açtım ve yolda yürüyen insanlara ambulansı durdurmalarını söyledim, kapıyı açtım onlara yaralı arkadaşı almalarını söyledim fakat köprünün diğer ayağında neler olduğunu bilmeyen geçler ve ailelerdi gelenler, şok olmuşlardı bir araba dolusu yaralı ve kanlar içinde insan ne yapacaklarını bilemediler 5-6 saniye sadece baka kaldılar. Birkaç defa daha uyarınca kucağımdan aldılar. Araçtaki diğer üç yaralıyı ambulansa koyarak gönderdim.

ŞEHİDİMİZİ AMBULANSA KADAR KUCAĞIMDA TAŞIDIM 

02.07.2017 sabah saatlerinde TRT de 15 temmuz Şehitlerinden Muharrem Kerem YILDIZ’ın belgeselini seyrederken birden başımdan aşağıya kaynar sular döküldü! Ambulansa zor yetiştirmiz genç arkadaş Muharrem Kerem Yıldız’dı…

Kucağımda son nefeslerini alıp verdiği o anlar, gözümde canlandı. İçimi koyu bir hüzün kapladı. Hep merak ediyordum, kimdi kucağımda taşıdığım kişi diye, şimdi cevabını bulmuştum. O hüzünle bilgisayarımda 15 Temmuz gecesi çektiğim videoları seyretmeye başladım. Bir video da, köprüye doğru yürüyenleri çekmiştim, birden Şehit Muharrem’in kameraya doğru baktığını gülümseyerek yanımdan geçtiğini ve benimde onun kamera ile takip ettiğimi fark ettim. Allah’ım neler oluyor dedim. Aile Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne, Pazartesi günü videodan bir kare resim gönderdim. Ve olayı anlattım, belki de son görüntüsü dedim. Ailesine ulaşmam gerektiğini söyledim.

Perşembe günü akşam saatlerinde beni bakanlıktan aradılar. “Yavuz bey gönderdiğiniz fotoğrafı ailesine ulaştırdık. Bize, ‘evet bu bizim oğlumuz’ dediler. Şimdi çok ısrar ediyorlar, ne olur videoyu acilen bize gönderin, ailesi çok heyecanlandı” dediler.

Bilgisayarım iş yerindeydi, oradaki görevliyi aradım ve bakanlığın mail adresine videoyu gönderttim.

ŞEHİDİMİZİN ANNESİNE, OĞLUNUN KAHRAMANLIĞINI ANLATTIM

Bakanlıktan geri dönüş yaptılar “Ailesi seninle görüşmek istiyor” dediler.

Annesi “haberi almadan önce, Şehitlikte oğlumun başındaydım ve Allah’ım ne olur bana oğlumdan bir haber ver, bana oğlumu bir kere daha göster diye dua ediyordum” dedi. O anda telefonum çaldı bana “senin videodan bahsettiler, hep merak ediyordum oğlum nasıl gitti, nasıl vuruldu! Sen oğlumun o son anlarını bana gösterdin”dedi. Ona 15 Temmuz gecesi yaşanan her şeyi anlattım. Oğlunun ne kadar cesur ve kararlı olduğunu, nasıl bir iman ile o hain askerlere kafa tutuğunu ve direndiğini anlattım… Bir an bile geri adım atmadığını anlattım. Şehidimizin annesiyle yarım saat sürdü görüşmemiz. Sadece beş-on dakikası konuşma ile geçmişti. O da, bende, hıçkıra hıçkıra ağlamaktan konuşamamıştık.

İşte böyle Mübarek bir halkız biz… Türk Milleti’ne Tankla, topla diz çöktürmek isteyen hainler, büyük bir yanılgıya düştüler. Çıplak ellerimizle boğmuştuk tanklarını, uçaklarını, helikopterlerini… Namlulara kafamızı dayamıştık. Bizim şehitliğe cesaretimiz vardı. Ama onların bizleri öldürecek cesaretleri yoktu. İşte biz, bin yıla bedel bir geceyi böyle yaşadık ve kazandık.