Sarıyer Yenigün, Sarıyer'in Gerçek Tarafsız Gazetesi - 2023’e Nasıl Bir Cumhurbaşkanıyla Ulaşacağız?
Anne Katili Genç Kıza Müebbet Hapis
Ali Rıza Zaman ile Sarıyer’i Konuştuk
Muhtar Sinan Yüksel: Halkın Sabrı Kalmadı

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

2023’e Nasıl Bir Cumhurbaşkanıyla Ulaşacağız?

2023’e Nasıl Bir Cumhurbaşkanıyla Ulaşacağız?
Bugün bir DEVLET KRİZİ (bunalımı) yaşıyoruz. Cumhuriyetimiz bir süredir giderek yoğunlaşan bir saldırı altında.
29.06.2014 / 12:34


17 Aralık’ta iktidarın yolsuzluklarının açığa çıkışı, ardından 30 Mart yerel seçimleri, ulusumuzun önünü açamadı. Ülke siyasal bir kaosa sürüklendi. Çağdaş demokrasinin olmazsa olmazı erkler ayrılığı yok edildi. Bugün bir DEVLET KRİZİ (bunalımı) yaşıyoruz. Cumhuriyetimiz bir süredir giderek yoğunlaşan bir saldırı altında.

Bu koşullar altında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye Cumhuriyeti için tam bir dönüm noktası olacaktır.

Tam bu noktada, AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı olması beklenen Recep Tayyip Erdoğan’ın adı resmen açıklanmadan önce, CHP ve MHP’nin aralarında süratle ortak bir ÇATI ADAYI üzerinde anlaşması AKP’lilerin dışında kalan özellikle “muhafazakâr-dindar” kesimdeki seçmenler için bir umut ışığı oldu.

Ülkedeki gergin ortamda, MHP ve CHP ’nin Cumhurbaşkanlığı Seçimi için üzerinde anlaştığı isim Ekmel(eddin) İhsanoğlu, hafta içinde büyük bir tartışma yarattı. CHP içindeki ulusalcı kesimden İhsanoğlu’nun yeterince laik ve Atatürkçü olmadığı yönünde sesler yükseldi.

Öte yanda Ekmel Bey, AKP ’ye yakın bazı yazarlar tarafından, Suudi Arabistan ve Amerika’ya yakın bir aday olarak gösterildi. İhsanoğlu da ilk açıklamasında daha önce yazdığı eserlere işaret ederek “benim alnım açık” dedi.

Ekmel Bey de çok iyi biliyor olmalı ki, Atatürk Devrim ve İlkelerine karşı iktidar eliyle açık ya da kapalı, ama sürekli bir saldırı var. Cumhuriyetin temel direği laiklik içi boşaltılmış bir kavram haline getirildi. Laikliğe aykırı her türlü düzenleme ve uygulama sıradanlaştırıldı.

Vatanın bölünmez bütünlüğünü hedef alan, yasal yoldan denenen “yeni Anayasa” oyunu tutmayınca, “barış süreci” adı altında PKK’nın eylemlerine karşı güvenlik güçleri etkisizleştirilerek, bölünme “fiilen” gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

Hukuk devleti yerini yasa devletine bıraktı. Kişiye ve olaya özel yasalar “torbalar” içine yerleştirilerek çıkartılıyor. Bunları sorgulamak suç haline geldi.

Devlet, kamu hizmeti ve kamu yararı kavramları yok edildi. Tüm varlıklarımız talana uğratıldı. Emekçiler seçim zamanlarında hatırlanan oy olarak görüldü. İnsani değerler, insan hakları sürekli çiğneniyor.

Cumhuriyet tarihimizin en büyük borçlanması da bu son dönemde yapıldı. Artık her çocuk borç yükü altında doğuyor. Satılacak bir şey kalmamasına karşın borçlar azalacağına giderek büyüdü.

Ülkemiz, içinde yer aldığı coğrafyada iktidarın yanlış dış politikaları sonucu yalnızlaştırıldı. Sınır güvenliğimiz kalmadı. Suriye’de yaşanan insanlık ayıplarından sorumlu olduğumuz dünyada sorgulanır hale geldi.

Bugün Irak’ın toprak bütünlüğünü bozan, Musul’daki Konsolosluğumuzu ve Türkmen nüfusu tehdit eden dinci, Selefì terör örgütü IŞİD’ı bu iktidarın desteklediğini dünya ve Türkiye kamuoyu biliyor.

AKP’nin Anayasa değişikliği yolu ile getiremediği başkanlık sisteminin geleceği Cumhurbaşkanlığı seçimine bağlanmıştır.

Böylesine gergin bir ortamda, MHP ve CHP ’nin Cumhurbaşkanlığı Seçimi için üzerinde anlaştığı “ÇATI ADAYI” Ekmel(eddin) İhsanoğlu, hafta içinde büyük bir tartışma yarattı. CHP içindeki ulusalcı kesimden İhsanoğlu’nun yeterince laik ve Atatürkçü olmadığı yönünde sesler yükseldi.

Öte yanda Ekmel Bey, AKP ’ye yakın bazı yazarlar tarafından, Suudi Arabistan ve Amerika’ya yakın bir aday olarak gösterildi.

Buna karşılık, İhsanoğlu da ilk açıklamasında daha önce yazdığı eserleri işaret ederek “benim alnım açık” mesajını verdi.

Peki, İhsanoğlu Osmanlı, Cumhuriyet, laiklik, İslam ve siyaset konularında ne düşünüyor.

Hürriyet Gazetesi’nden Gökçe Aytulu, yeni Cumhurbaşkanı Adayının kaleme aldığı ‘Modern Türkiye ve Osmanlı Mirası’ başlıklı makalesi ve ‘Yeni Yüzyılda İslam Dünyası’ adlı kitabını inceleyerek İhsanoğlu’nu kendi ağzından anlattı:

DİNİ DEĞERLER VE SİYASET DENGESİ

Siyasetin teorisyenlerinin ve uygulayıcılarının bir yanda devamlı hareket halinde bulunan siyasî değişkenlerle diğer yanda değişmez olan din prensipleri arasında ustaca bir dengeyi kurması gerekiyor. Siyasî konuların dünyevî ve değişken olduğu, dinin ise mutlak semavî değerlere dayandığı gözden uzak tutulmamalı.

DİN İLE SİYASET AYRILMALI

Müslüman toplumların günümüz dünyasında kararlılıkla ileri gidebilmeleri için siyaset alanıyla din alanı arasındaki ilişkiyi, bunları birbirine karıştırmayacak şekilde tanımlamaları gerekir. Bu ilişki karşılıklı olarak yetkilerin ayrılığına dayanmalı, ayrıca çoğulculuğa yer vermeli ve bunu benimsemeli ve aynı zamanda siyasî gücün elden ele geçişinde demokratik usullere elvermeli. Din alanının siyaset üzerindeki ve siyasetin din üzerindeki kontrolü kaldırılmalı, bu ikisini birbirinden ayıran çizgi net ve açık olarak çizilmeli.

ÇATIŞMAYI OSMANLI MİRASI ÖNLER

(Türkiye’nin Osmanlı’nın müspet mirasına sahip çıkması) her şeyden önce dış dünya karşısında ‘Büyük devlet’ hissini yakalamasına yol açacak, aynı zamanda kendi içindeki ikilemi ortadan kaldıracak, toplumda çatışmayı ve gerginliği gidermeye yardımcı olacaktır.

GENÇLİK VE DEMOKRASİ

Demokrasinin önüne çıkabilecek engeller cesaretimizi kırmamalı çünkü biliyoruz ki dünyada demokrasiye giden yolların hiçbiri güllerle bezenmemişti. Tersine bunlar fedakârlıklarla, sabır ve kararlılıkla aşılabildi. Çoğulcu demokrasi uygulamasıyla İslam’daki yönetişimin temelleri arasında esaslı bir karşıtlık bulunmuyor. Müslüman toplumlarda gençlik hareketleri neticesinde totaliter rejimlerin yıkılması bize iyinin peşindeki bir gençliğin ve düşünen insanların varlığı sayesinde bu toplumların geleceğinin daha parlak olabileceği ümidini vermeli.

YAŞANAN ARAP BAHARI DEĞİLDİ

Arap ülkelerinde yaşananlar arzulanan baharı getirmedi; getirdiği, despotların sonbaharı oldu. Toplumlar güçlükler ve problemler yaşamaya devam edecekler. Bu sonbahardan sonra uzun ve sert bir kış olacak, ardından değerleri ve sistemleriyle toplumların arzuladığı bahar gelecek.

DİLİN HİLKAT GARİBELERİ

Gelişmiş, ‘mürekkep’ bir İmparatorluk dili olan, yüksek edebiyat ve bilim dili haline gelen Osmanlı Türkçesi’nde asırlardan beri kullanılan kelimeler ile Osmanlı Türklerinin kendi türettikleri kelimeler etnik tasfiyeye tâbi tutulmuştur. ‘Özgürlük’, ‘uygarlık’ ve ‘bağımsızlık’ gibi bize has, lengüistik (dilbilim) bakımından hilkat garibeleri olan ve herhangi bir Türk lehçesinde olmadığı gibi onu türetenlerin kendilerine ait şahsî ve gayri ilmî anlayışları içinde uydurulan bu kelimeler, bugün Orta Asya ve Kafkasya Türklerinin kullandığı ‘hürriyet’, ‘medeniyet’ ve ‘istiklâl’ kelimelerinin yerini zorla almıştır. Osmanlı Türklerinin kullandığı kelimeler bugün Çin Seddi’nden Adriyatik Denizi’ne kadar hâlâ kullanılıyor ve üniversite profesörü ile dağ başındaki çoban tarafından anlaşılıyorsa bizim en azından dil konusunda Osmanlı mirasının bugün için değer ve geçerliliğini bir daha düşünmemiz gerekir.

OSMANLI MİRASI KUSURSUZ DEĞİL

Osmanlılardan bize intikal eden mirasın hepsinin kusursuz ve mükemmel olduğunu iddia etmek nostaljik bir bakış açısının eseri olduğu gibi, ideolojik bir düşüncenin temelini de teşkil edebilir. Gerçekten bu mirasta bizi menfi şekilde etkileyen hususların olduğu muhakkaktır.

KÖTÜ MİRAS DEVLETİN SERTLİĞİ

(Osmanlı’nın kötü miraslarından biri) devletin sert müdahale refleksi ile ilgilidir. Devletin kendini her tür değerin üstünde mukaddes bir varlık yani ‘Devlet-i ebed müddet’ olarak görmesi, böylece ona mutlak şekilde itaat etmeyenleri -kendi varlığının bir parçası olsalar dahi- ağır eliyle ezmesidir.

MODERN TÜRKİYE’NİN ÇELİŞKİSİ

(Osmanlı mirasına) menfi bir gözle bakmak ve psikolojik redd-i miras hâli, yeni yetişen nesillerin tarih bilincinde bir kırılma yaratmıştır. Bu da, bugün gördüğümüz üzere bizlerin, başka milletlerin sahip olduğu kavrayıcı bütünlük ve devamlılık şuurundan mahrum olarak, kendi içimizde birbirimizle olan münasebetlerde zıtlıklar ve sıkıntılar yaşanmasına yol açmaktadır.

GELECEK, DEMOKRASİYE BAĞLI

İslam coğrafyasında demokrasinin tesisi ancak iki temel prensibin uygulanmasıyla mümkün olabilir. Birincisi toplum meselelerinin ele alınışında iyi yönetişim, şeffaflık ve güven tesisi. İkincisi ise özenle oluşturulacak insan hakları kaideleri içinde siyasî hürriyetlerin kapsanması. Kilit önemdeki bu iki prensip yerine konmazsa Müslüman toplumların siyasette aktif kesimleri için tek çıkar yol hedeflerini dinin çerçevesinden aramak olacaktır.

Bu seçim; Cumhuriyetin 2023’teki 100. Yıldönümüne tam bağımsız, demokratik, laik hukuk devleti ve bölünmez bütünlük temel ilkeleri temelinde mi, yoksa Cumhuriyet yıkıcılarının planları doğrultusunda mı yol alacağını belirleyecektir.

Anayasanın 103. maddesine göre seçilecek Cumhurbaşkanı;

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağına, Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk İlke ve Devrimlerine ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, herkesin insan haklarından ve hürriyetinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağına, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için tüm gücüyle çalışacağına büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusu ve şerefi üzerine and içecektir.”

Atatürkçüler; çerçevesi Anayasa’da çizilmiş olan bu yemine sadık kalacak, laik, demokrat, yurtta barış dünyada barış ilkesini görüşlerine esas yapacak, milleti birleştirici, ötekileştirmeyen, toplumu etnik-dini temelde ayrıştırmayan, toplumun Cumhurbaşkanlığı’na olan güvenini yeniden tesis edecek, ülkemizin uluslararası alanda kaybettiği saygınlığını yeniden kazanmasına katkıda bulunacak, kısaca, Atatürk’ün koltuğuna oturmaya layık bir cumhurbaşkanı istiyorlar. Bu yolda mücadele etmek Atatürk’ün Gençliğe Hitâbesi’nde gençlere verdiği görevdir.

Atatürkçülere göre,

-Ne laikliğin yerini Türk-İslam Sentezi, ılımlı ya da Radikal İslam, Siyasi İslam alabilir,

-Ne Demokratik Hukuk Devleti’nin yerini, başkanlık sistemi adı altında faşizan bir sivil dikta alabilir,

-Ne bölünmez bütünlük tartışılabilir,

-Ne de uluslararası projeler çerçevesinde bir cumhurbaşkanı adayı bu topluma dayattırılabilir.

Cumhurbaşkanı’nın nitelikleri ve görevleri Anayasamızda belirlenmiştir. Çıkacak adaylar bu anayasal zorunluluğa uyacaklarını öncelikle belirtmelidirler.